logo

Mustafa Özel: Tarihi kişileri günümüze taşımak elzemdir

Mustafa Özel: Tarihi kişileri günümüze taşımak elzemdir

Konuşan: Eray Sarıçam


Kitaptaki isimler hem Türk İslam hem de Gazze için sembol kişiler. Sadece bu isimleri alt alta dizmek bile meseleyi anlamamız için oldukça önemli. Peki bu isimler üzerinden bir mektup serisine başlama fikri nasıl çıktı ortaya, muradınız neydi?

7 Ekim 2023 Cumartesi günü başlayan süreçte, “Ben Mustafa Özel olarak ne yapabilirim?” diye kendime sordum. Elzem olanın, doğru bilgi sahibi olmak ve bu doğru bilgiyi yaymak olduğu kanaatine vardım. O günden bu yana Filistin hakkında değişik kitaplar okudum. Bunun sonucunda ilgili olduğum bu konuda bilgimin çok da iyi bir seviyede olmadığı sonucuna vardım. İki şeyi yapmaya büyük ehemmiyet verdim: Filistin hakkında okumayı teşvik etmek ve toplumumuzu olabildiğince bilgilendirmek için yazmak.

Aksâ Tufanı sonrasında elimden geldiğince yazmaya çalıştım, konu hakkında yazma ve konuşma yapma davetlerine icabet ettim. Filistin’i, Kudüs’ü, Gazze’yi değişik bir şekilde, mektuplar üzerinden anlatma işi kendiliğinden gelişti. Belli bir planla başlamadım. Ama sonuç böyle oldu. Filistin’i ve Filistin tarihini, Filistin’e emeği ve hizmeti geçmiş kahramanlar üzerinden anlatmış oldum.

 

7 Ekim’den beri Gazze soykırımı hem Batılı lider ve kurumlara hem de İslam liderlerine ve kurumlarına neler öğretti sizce? İslam dünyasında, önemli konumlardaki kişiler, akademisyenler, yazarlar ne gibi dersler çıkarmış olabilir soykırımdan?

Öncelikle inancın ve azmin, bir toplum ve millet için ne kadar önemli olduğu görüldü. Yokluğun, yoksulluğun, izolasyonun direnişi ve direnci kıramadığı, yok edemediği anlaşıldı. Sayının, niceliğin, teknolojinin o kadar da sonuç almaya yaramadığına şahit olundu. Devletlerle halklar, yönetenlerle yönetilenler ayrıştı. Devletleri yönetenlerin, halklarından ne kadar uzak ve kopuk olduğu gözler önüne serildi. Bunlardan yeterince ders alındığını zannetmiyorum. Çıkar ilişkileri, menfaatler, beklentiler, korkular devletleri idare edenleri baskılıyor. Neticede insanlıktan, hukuktan, ahlaktan uzaklaşıyorlar. Ama tarihten kaçamayacaklar.

İslam dünyasını teşkil eden ülkeler, hepimizin bildiği gibi bağımsız ve kendi başlarına hareket etme kabiliyetine sahip değiller. Arap ülkeleri daha kötü durumda. Üniversitelerin kendi başlarına hareket etme imkânları yok. Aydınlar, yazarlar nispeten daha rahat akademisyenlere nazaran. İsimlerini ve sıfatlarını saydığınız kişilerin Filistin hakkında ne kadar cahil olduklarını görmüş olmalarını dilerim.

 

Gazze’deki soykırımın en başından beri edebiyatın, şiirin ve kültürün Siyonistler için büyük bir tehdit olduğunu gördük. Zamanında Yahudiler, Filistin’e dair arşivleri yakmış, kültür merkezlerini de yıkmıştı. Sizin kitabınız da bu yakılıp yıkılan tarihin bir tür özeti gibi. Peki sizce direniş hareketlerinde kültür ve sanat nasıl bir rol oynayabilir?

İslam’ı kendisi, içinde yaşadığı toplum ve bütün insanlık için bir hayat tarzı olarak tasavvur edenler, maalesef edebiyatın, sanatın, kültürün önemini, etkisini ve gücünü bir türlü kavrayamadılar. Şöyle düşünelim: “Hollywood olmasaydı, Amerika’nın, siyonist devletin bugünkü gücü ve algısı ne kadar mümkün olabilirdi?” Medya, basın, internet, iletişim araçları güç ve algı inşa ediyorlar. Biz bunlardan uzak olduğumuz sürece kendimizi, değerlerimizi, kültürümüzü, tarihimizi bırakın dünyayı kendi insanlarımıza bile doğru dürüst anlatamayız. Bize yeni bakış açıları, yeni anlayışlar, yeni araçlar lazım.

Müslüman sanatçılar, edebiyatçılar, kültür adamları Aksâ Tufanı’nı eserlerinde derinlemesine, çeşitli boyutlarıyla işlemek zorundalar. Çünkü onların ortaya koyacağı eserler, yaşananları etkili bir şekilde kalıcı hale getirecek. Sıradanlık, beraberinde yokluğu getirir. Sıra dışı, zamanla eskimeyecek tersine tesiri artacak eserlerle hakkımızı hukukumuzu, zaferimizi dünyaya sunma mecburiyetindeyiz.

İslam toplumları uzun yıllardan beri Batı hegemonyasına hapsolmuş durumda. Tüketim alışkanlıklarından hayatı yorumlayış biçimlerine kadar birçok konu Batı’dan ithal edilen kavramlarla tanımlandı. Hâkim kültür karşısında aşağılık kompleksi gibi. Gazze’deki soykırıma Müslüman devletlerden cılız sesler çıkmasının temel nedeni bile belki budur. Peki Müslümanlar yeniden İslam üzere bir medeniyet kurabilecek mi?

O konuda içimizde bir tereddüt, bir şüphe taşırsak kendimizi inkâr etmiş, kendimizle çelişkiye düşmüş oluruz. İtikadi açıdan böyle bir durum söz konusudur. Tarih ve gelenek açısından bakarsak, biz istemesek bile o medeniyet, kendini doğuracaktır. Çünkü İslam’ın varlığı, bunu gerektirir. İslam kıyamete kadar var olacaksa, Müslümanlar o güne kadar yaşayacaksa, o medeniyet mutlaka kurulacak. Batının, Batılıların bize ve kendi dışındaki milletlere yaptıkları en büyük kötülük, onları ruhen, manen etkisiz, değersiz, beceriksiz olduklarına inandırmalarıdır. Bireysel ve toplumsal olarak kendimizin farkına vardığımızda, kişilik ve kimliğimizin kıymet ve gücünü gördüğümüzde, anladığımızda, kabul ettiğimizde tarihin akışını değişecektir.

 

Hocam aidiyet, yabancılaşma ve “var olma” sorunu günümüzün en önemli konuları arasında yer alıyor. Bu anlamda merak ediyorum: Biz Türkler aidiyetimizi nerede aramalıyız ve Filistin Mektupları’nı da bu aidiyet çevriminde ele alabilir miyiz?

Aidiyetimizi, ancak tarih ve geleneğimizde bulabiliriz. Tarihimizin, kültürümüzün, geleneğimizin kurucu kişi ve kurumlarını tanımak, onları olabildiğince günümüze taşımak elzemdir. Saydığımız unsurlar, bir coğrafyada neşvü nema bulmuşlardır. Kadim medeniyetimizin doğup büyüdüğü coğrafyaya yaslanmadan, onu dikkate almadan bugünü ve yarını inşa etmek imkânsızdır. Filistin bölgesi, İslam’la tanışan ilk topraklardandır. Buralarda onlarca devlet kurulmuş, binlerce âlim, asker yetişmiştir. Tarihsel hafızamızda coğrafyanın yeri ve ehemmiyeti büyüktür. Sadece Filistin’i değil, Endülüs’ü, Sicilya’yı, Saraybosna’yı, Kazan’ı dikkate almadan var olamayız, varlığımızı sürdüremeyiz. Filistin Mektupları hem tarihi hem coğrafyayı öne çıkaran bir kitaptır. Mekân ve zaman bir bütündür ve bunları ayırma imkân ve ihtimali yoktur.


*Kaynak: Sabitfikir 168, Şubat 2025