Eşik sözün ve şiirin hizasında kendi varlık evrenine doğru adım atmak, yürümek isteyen insanın bu dünyadaki berzahıdır. Eşikte durmak, eşikte beklemek o büyük varlık evine / evrenine adım atmadan önceki tefekkür ve tereddütlerimizin kaynama noktasıdır. İnsan düşünür, sorgular ve bu sorgular, hafakanlar eşliğinde varlığın aynasında mütemadiyen kendini seyreder. Eşik ne içerisi ne de dışarısıdır. İç ve dış tanımlarının belirsizleştiği bir yere denk düşer. Uykuyla uyanıklık arasında bir yer. İşte şiir, dağarcığındaki s’öz varlığıyla bize bu eşikten seslenir. Çünkü şiir evin kendisi (varlığın hakikati) değildir, evi ve evin içini (varlığın hakikatini) anlamamızı sağlayan dilsel bir imkândır. Yeryüzü Eşiği, farklı şairler merkezinde bu dilsel imkânın düşünsel ve estetik kodlarına eğilen metinlerden oluşmaktadır.